Kuran okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2011 Cuma

KUR’AN I LATİNCE HARFLERLE OKUMAK

Birileri çıkıp Kur’an Latince harflerle okunamaz diyerek Arap harflerle yazılmışını bilmeyenlere bu yolu kapamakta. Taklit ehli olanlar da hemen bu fetvayı tekrar etmeye başlıyorlar. Anlatalım efendim.

Önce bir Türk’ü hele hele 30 – 40 ın dan sonra ayn çatlatarak gayn gaglatarak Kur’an okuması kolay kolay mümkün değildir. Tıpkı Fransızcayı, bir Fransız gibi telaffuz edemeyeceğimiz gibi. Bir dilin şivesi belki aynen uygulanamaz ama insan o farklı dilde yine de anlatır derdini. Ama her kelimeyi onlar gibi telaffuz edemez. Arap gibi harfleri de çatlatamaz. Bu bir.

İkincisi de esas önemli yanına gelelim, Kelimeler, beyinde görsel algılamanın sonucun da tekrarlanır ve sonra dile düşer. Bakın bunu lütfen iyi anlaya çalışın.

Göz harf şekillerini beyne ulaştırır bir elektrik sinyali olarak belli bir dalga boyu olarak. Beyin o dalgayı deşifre ederek veri tabanındaki harflere benzetir ve hayal merkezinde el Musavvir ismi manasınca suretlendirilir, görüntüye dönüştürülür. Sonra da dile yollar gırtlaktan geçirerek. Dil olayın en son safhasıdır. Önemli olan beynin o kendisine gelen elektrik mesajında ki, elektrik dalgasındaki anlamı deşifre etmesidir. Şekillendirmesi değil.

Buraya kadar olan işlem dünyanın her yerindeki insanda ortak işlemken gırtlaktan dile uzanan kısım yöreye göre değişkendir. Önemli olan, beyne ulaşanın anlamıdır düşünen beyinler için. Olayın anlamsal derinliğine giremeyenler ise dile veya göze dayalı materyalist bakışla konuları değerlendirirler dini anlarlarken. Dolayısıyla siz Kur’an kelimelerini kolayınıza gelen kelimeler hangi harfle yazılmış olursa olsun okuyun. Esas önemli olan yanı o kelimelerin anlamlarını öğrenip değerlendirmeye çalışmaktır..

Cumanız mübarek olsun.

Kaynak; Ahmet Hulusi

7 Mayıs 2010 Cuma

KURAN’I ANLAMAK, KURAN’I YAŞAMAK

Kuran’ı anlamak, Kuran’ı yaşamak her müminin idealindeki hayat tarzıdır. Öyle olmalıdır. Yoksa zamanımızda ki gibi mezarlıklarda, mevlitler de, Ramazan mukabelelerinde okumayı kastetmiyorum. Veya siteler arasında hatim okunacak, cüz almak isteyenler bildirsin şeklinde Kuran okunmasını kastetmiyorum. Kuran’ı bir fiil hayatın merkezine koyup her düşünceyi, fikri, Kuranın ışığı ile oluşturup o şekilde yaşamaktan bahsediyorum.

İnancı zayıf olanlar veya hiç inanmayanlar kuranı, eskilerin hikayeleri, zamanı geride kaldı gibi görüşler Kuranı anlamadıklarının delilidir. Kuran hem dünya hem ahiret yaşamının kullanma kılavuzudur. Bu özelliğini Allah Resulü cennette yürümek olarak belirtiyor. Bu nasıl oluyor diye sorulduğunda ;

“Ahirette rabbinin huzuruna giden kula denilecek ki; Yani cennete giren kula, Kuran’ı dünya da okuduğun gibi oku, son durağın son okuduğun ayetin yanındadır. İşte bu cennette yürümektir.” Şeklinde açıklıyor. (Tirmizi)

Bu açıklamadan çıkan sonuç dünyada kuran okuduğumuzda her yaşadığımız nokta Cennet aleminden de bir karşılığı olacak sanki bir durak, bir istasyon gibi varılacak nokta olduğu anlaşılıyor.

Kuran’ı günlük yaşamın bizzat içine koyacak kadar Kuran aşığı insanların da olduğunu değerli kitaplardan özenerek okuyoruz. Bunlardan biri belki çoğumuzun duyduğu bir menkıbe. Kuran la yaşayan kadın.

Abdullah ibn-i Mübarek anlatıyor;

Bir gün hacca gidiyordum, Irak; Suriye topraklarından geçerkenyalnız bir kadına rastladım. Selam verdim, Selamımı söz olarak;

- “Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.” (Ya-sin:58) ayetiyle aldı.


- Buralarda ne yapıyorsun? Diye sordum.

- "Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur" (A'raf/186) ayetini okudu...

Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiği soruma ;

- “Bir gece kulunu Mescid-i Haramdan alıp Mesci-i Aksaya götüren Allah'ı tespih ederim." (İsra:1)

Ayetiyle karşılık verdi.


Anladım ki, geçtiğimiz hac mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

- Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin? dedim.


- “Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır (yani üç gündür) (Meryem:10) Dedi.

Yiyecek verme teklifinde bulundum.


- ”…Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara:187)
Ayetini okudu.

- İyide Ramazan da değiliz. Dedim.


- ”Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara:158)

Ayetiyle cevap verdi.


- Yolculukta oruç açılabilir, dedim.

- “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır.” (Bakara:184)

Ayetini okudu.


- Niye benim gibi konuşmadığını sordum.

- “ İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapt eden bir melek hazır bulunmasın”. (Kaf:18) Dedi.

- Kimlerdensin? diye sordum.

- “Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar." (İsra:36)

Ayetiyle cevap verdi.


- Hata ettim, hakkını helal et. Dedim,

- “Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah sizi bağışlasın” (Yusuf:92) dedi.

- Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum.

- "Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir.” (Bakara:215) Ayetiyle mukabele etti.

Devemi yanına getirdim, binecekken;

- “(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle.” (Nur:30) Ayetini okudu.

Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı.

- ”Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir.” (şura:30) Ayetini mırıldandı.

- ”Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; …” (Enbiya :79)

Ayetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kastetti. Deveye bindi ve;

- “Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: "Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tespih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi." (zuhruf:13

- "Gerçekten biz Rabbimize döneceğiz." (Zuhruf:13-14)

Ayetlerini okudu. "Haydi!" diye deveyi hızlandırdım.

- “Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, …” (Lokman :19) Mukabelesinde bulundu.


Yürürken şiir okumaya başladım.

- “Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun.” (Müzzemmil:20) Dedi.


- Şiir okumak haram değil ki ! Dedim.

- “… Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.” (Bakara :269) Cevabını verdi.

Bir süre gittik. Sonra evli olup olmadığını sordum.

- ”Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın….” (Maide :101)

Ayetini okudu. Derken kafilesine ulaştık ve

- Kafile içerisinde kimsen var mı? Dedim.

- “Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür….” (Kehf:46)

Dedi. Anladım ki, evladı var. İsimlerini sordum.

“…Allah, İbrahim'i dost edinmişti.” !(Nisa:125)

“….Ve Allah Musa ile de konuştu.” (Nisa;164)

"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” (Meryem:12) Ayetlerini okudu.

- Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa! Diye kafileye seslendim. Nur yüzlüüç genç

- Buyur!" diye çıkageldi.

- “…. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin." (Kehf:19) Dedi.

Yiyecek gelince bana Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında.

- "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için denir)." (Hakka:24) Dedi.

Çocuklara,

- Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!" dedim.

- Annemiz, ağzından Cenab-ı Allahın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kuranla konuşur.

İbn Mübarek, bu hadiseyi Kuran'da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.


Görüldüğü gibi elimizde insanın konuşmasını bile tamamına yeterli gelecek kadar kapsamlı ve mükemmel bir Kur’an’a sahibiz. Onlar kadar olamasak ta en azından namazda okuduğumuz ayetlerin manalarını düşünüp tefekkür ederek, kendi hal ve davranışlarımızın eksiklerini bulmaya çalışsak inşallah o bile yeterli olabilir diye düşünüyorum.

Allah hepimizi Allah’ı tanıyan, kitabımız Kur’anı anlayıp yaşamak için okuyan kullarından eylesin inşallah.

Herkesin Cuması Mübarek olsun. Her şey gönlünüzce olsun.

11 Eylül 2009 Cuma

HADİSLER (1) KUR’AN OKUMAK

Okunuyor Kur’an Ramazanlar da,

Mukabele diyorlar adına da.

Çok merak ederim inanın,

Okurken ne anladıklarına.

Hep düşünmüşümdür amaç nedir,

Bilmediği bir dille ne kazanacaktır,

Hatta anlıyor olsa bile,

Yaşamadıkça neye yarayacaktır.

Bir hadis’i vardı Allah Resulünün;

Demiş “İnsanlardan ilim gidecek”,

Şaşırıp sordular nasıl olur?

Biz hem kendimiz okuyor,

Hem de çocuklarımıza öğretiyoruz.

Öyleyken ilmin gitmesi nasıl olur?

Cevap verdi Allah Resulü;

Hay anasız kalasıca Ziyad,

Görmez misin hem Yahudileri,

Hem de Hıristiyanları,

Onlarında kitabı var Tevrat, İncil gibi.

Amel etmedikleri için kaybolmuş ilimleri.

Demek oluyor ki keramet,

Okumakta, öğrenmekte değildir,

Onunla amel etmektir nihayet.

Her şey gönlünüzce olsun.
Not; Hadis:
Ziyâd İbnu Lebîd (R.A.) anlatıyor: "Resülullah (S.A.V.) bir şey anlatarak:
- "İşte bu şey, ilmin gitme anlarında olur" buyurdu. Ben:
- "Ey Allah'ın Resûlü! Bizler Kurân’ı okur olduğumuz, evlatlarımıza da okuttuğumuz, evlatlarımız da kendi evlatlarına okutur olacakları halde ilim nasıl gider (kaybolur)?" dedim.
Allah Resulü;
- "Anasız kalasıca Ziyâd! Ben seni, Medine'nin en fakihlerinden biri bilirdim. Şu, (gözümüzün önündeki) Yahudi ve Hıristiyanlar kitapları olan Tevrat ve İncil'i okudukları halde onların içinde bulunanlarla amel ediyorlar mı? (Demek ki keramet okumada değil, okunanı hayata geçirmekte, yaşamakta ve tatbik etmektedir)" buyurdular."