Kaynak :
20 Şubat 2014 Perşembe
KELİMELER BEYNİNİZİ DEĞİŞTİREBİLİR.
Kaynak :
21 Haziran 2012 Perşembe
İKİNCİ BEYİN (1)
New York Presbyterian Hastanesi/Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nde Anatomi ve Hücre Biyolojisi Departman başkanı, yeni oluşan Nörogastroenteroloji alanında uzman ve 1998 yılı kitabı ‘’İkinci Beyin’’ (HarperCollins Yayınevi) in yazarı olan Michael Gershon, "İkinci beyin, büyük düşünce süreçlerine yardımcı olmamakta. Din, filozofi ve şiir, baştaki beyine bırakılmış’’ demiştir.
Enterik sinir sistemindeki nöronların bu kalabalığı, bağırsağımızın iç dünyasını ve onun içindekileri ‘’hissetmemize’’ olanak sağlar. Bu nöral ateş gücünün çoğu, sindirimin günlük ayrıntılı öğütümünde hazmedilmeye başlanır. Yiyeceği parçalama, besin maddelerini emme ve atığın dışarı atılması; kimyasal işlemden geçmeyi, mekanik olarak karışımı ve her şeyi tamamen taşıyan ritmik kas kasılmalarını gerektirir.
Gershon, böylelikle, kendi refleksleri ve hisleriyle donanımlı ikinci beynin, bağırsak davranışını beyinden bağımsız olarak kontrol edebildiğini söylemiştir. Bu sinirlerin çapraşık ağının beyinlerimizden uzakta omurilik aracılığıyla olmasındansa, sindirim ve ‘’yerinde’’ boşaltım için muhtemelen geliştirdik.
Los Angeles (U.C.L.A.), California Üniversitesi’ndeki David Geffen Tıp Okulu’nda Fizyoloji, Psikiyatri ve Biyodavranış Bilimleri profesörü olan Emeran Mayer, "Sistem, sadece şeylerin kolonunuzdan çıkmasını sağlama almada gelişmiş olmak için çok karmaşık’’ demiştir. Örneğin, bilim adamları onuncu kafa sinirinin (vagus), içorganlarla ilgili temel sinirdeki (primer viseral) tellerin, neredeyse yüzde 90’ının bağırsaktan beyne bilgi taşıdığını ve tersinin olmadığını öğrendiklerinde şok geçirmişlerdir. Gershon, ‘’O bilginin bazısı kuşkusuz ki hoş olmayan’’ demiştir.
İki beynin ortaklığı alınarak zihni hedef alan diğer depresyon tedavileri bağırsağı istemeyerek sıkıştırabilir. Tıpkı beyin gibi, enterik sinir sistemi de, 30 nörotransmitter’dan fazlasını kullanır ve aslında vücudun serotonin’inin yüzde 95’i bağırsaklarda bulunmuştur. Çünkü seçici serotonin geri alım (reuptake) inhibitörleri, SSRIs olarak adlandırılan antidepresan ilaç tedavileri, serotonin seviyelerini arttırır; zihinde çoğunlukla kimyasal değişikliklere sebep olma manasına gelen ilaç tedavilerinin yan etki olarak GI baskılarına sebep olması hayret verici değildir. İki milyondan fazla Amerikalıya eziyet eden Asabi Bağırsak Sendromu da kısmen iç organlarımızdaki çok fazla serotonin’den kaynaklanır ve belki de ikinci beynin ‘’zihinsel hastalığı’’ olarak kabul edilebilir.
Bilim adamları, enterik sinir sistemi tarafından yapılan serotonin’in daha sürpriz verici hastalıklarda da bir rol oynayabileceğini öğreniyorlar: 7 Şubat’ta çevrimiçi (online) yayınlanan yeni bir Nature Medicine çalışmasında, bağırsaktan serotonin’in serbest bırakılmasını engelleyen bir ilaç, menopoz sonrası kemirgenlerde kemik bozucu osteropoz hastalığını etkisiz hale getirmiştir (Scientific American, Nature yayın grubunun bir parçasıdır). Çalışmanın önde gelen yazarı ve Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nde Genetik ve Gelişim Departmanı başkanı Gerard Karsenty, ‘’Bağırsağın kemik yoğunluğunu düzenleyeceği, birisinin bu düzenlemeyi en azından kemirgenlerde osteropoz’u tedavi etmek için kullanabileceği, tamamen beklenilmeyendi’’ demiştir.
İkinci beyinden sızan serotonin, çoğunlukla erken çocuklukta ilk farkedilen gelişimsel hastalık Otizm’de bile bir kısım rol oynayabilir. Gershon; beyindeki nöronlar ve beyin arasında snaps oluşumuyla alakalı aynı genlerin, beslenmeyle ilgili snaps oluşumunda da ilişkili olduklarını keşfetmiştir. Gershon, ‘’ Eğer bu genler otizm’le etkileniyorsa, bu; otizmli olan pek çok çocuğun kanındaki bağırsağın ürettiği serotonin’in yükselmiş seviyelerine ilaveten, neden GI motor anormalliklerine sahip olduğunu açıklayabilir’’ demiştir.
U.C.L.A.'dan Mayer, bağırsaktaki trilyonlarca bakterinin fazlasıyla sayıda üstün olan enterik sinir sistemi hücreleriyle nasıl ‘’iletişim kurduğu’’ üzerinde çalışıyor. Bağırsağın sinir sistemiyle ilgili olan çalışması, omuzlardan yukarıda olana ilaveten, ikinci beyni tedavi etmek için psikiyatrinin gelecek yıllarda genişlemeye ihtiyacı olacağını düşünmeye yönlendirmiştir.
Böylelikle Olimpiyat oyunlarında yarışmak için hem fiziksel yetenekli ve zihinsel yeterince kuvvetli olanlarımızın, hem de evde seyredenlerimizin, ‘’bağırsak duyguları’’ denilenlere gelecekte daha çok dikkat etmemiz gerekebilir.
Çeviri: Esin Tezer )
(NOT; http://www.okyanusum.com/ikincibeyin.html sitesinden alınmıştır.)
1 Nisan 2011 Cuma
BEYİN KATLİAMI.
16 Şubat 2011 Çarşamba
“NEFS”, “BEN” OLGUSUNUN BİLİMSEL AÇIKLAMASI.
“NEFS”, “BEN” OLGUSUNUN BİLİMSEL AÇIKLAMASI.
Ben dediğim şey ne? Beni ne meydana getirir. Önce Ben kelimesi ile herkesin bildiği ve ortak olarak kullandığı “ben” den söz edelim.
Bu oluşmuş ben’dir. Oluşmuş ben daha spermle yumurtanın birleştiği anda başlayarak oluşan genetik verilerin daha sonra beyinin aldığı çeşitli astrolojik etkilerle de şekillenen özellikleri ve daha sonra da bedeni beyne yönelik istek ve arzularının taleplerinin beyin tarafından cevaplanması suretiyle oluşan ve kendini bu beden kabul eden bir ben meydana gelir.
Bu ben özellikle ikinci beyin tarafından oluşturulur. Bedenimizde ikinci bir beyin var. Son bilimsel araştırmalar tarafından açığa çıkarıldığı üzere bağırsaklarda milyonlarla veya yüz milyonlarla nöron tespit edildi. Beyin hücresi. Bu nöronlar bağırsaklarda üretilen bir kısım hormonları ve salgıları kimyasalları beyne yollayarak bedensel istek ve arzuları meydana getirir.
Ben yoruldum, ben yemek istiyorum, ben su istiyorum, ben acıktım, ben sex yapmak istiyorum gibi bütün bu istek ve arzular ikinci beyin diye bahsedilen The second brain diye tanımlanan, ki bu isimde İngilizce yazılmış ABD li çok ünlü bir Doktorun araştırma sonucu yazdığı bir kitap var. second brain ismiyle.
Bu ikinci beyin bu beyini kontrol ediyor. Doğduğun andan itibaren bu tamamıyla burayı ana beyni yani asıl beni kontrol altına almış olduğu için sen onun yönetiminde ve esaretinde dünyaya gelmiş durumda olduğun için de, onun seni yönettiğini hiç fark etmiyorsun, sen kendin bir şeyler yapıyorum zannediyorsun. Halbuki seni yöneten, sana ne yapacağını emreden bu ikinci beyin, bağırsaklardaki ikinci beyin.
Bu ikinci beyin ana beyinde şartlanmalara ve değer yargılarına göre kendi istek ve arzularını sana yaptırtıyor. Laf arasında buna tasavvufta nefsi emare denir. Emreden nefs. Emreden nefs diye bahsedilen nefsi emare işte bu karındaki veya diğer bir tabirle arz da ki ikinci beyin.
Sana kendini madde kabul ettirir ve sadece madde peşinde koşmayı emreder. Maddi zevklerini maddi arzularını tatmin için seni yaşatır. Hayvani değerlerini ortaya koydurur.
Eski düşünürler öyle demişler; insana hayvanı natık, düşünen hayvan demişlerdir. Veya gelişmiş hayvan demişlerdir. İşte o en gelişmiş hayvan tabiri, insanın bedenine aittir. Çünkü insan bedeni tamamen hayvansal özelliklerle yaşar. Bütün hayvanlarda ortak olan özelliklerle yaşar. Yeme içme, uyuma, sex yapma üreme vs. bunların hepsi, bütün hayvanların ortak tarafıdır.
İşte bu bağırsak beynindeki istek ve arzuların kaynağı, seni bulunduğun çevrenin şartlandırdığı şekilde, Şöyle otur, şöyle kalk, şöyle beraberliklerin olsun, şunları ye, bunları iç, bunları tüket vs. gibi. O şartlanmalara dayalı bir biçimde o ye der, o yemek istiyorum der, o sex istiyorum der, çevre şartlanması da onun isteğini nasıl oluşturacağını meydana getirir. Bu sistem sen de otomatik olarak çalışır. Bu otomatik olarak çalışan sistemi de sen “ben” lenirsin, ben böyle istiyorum dersin. Halbuki beyinde otomatik çalışan bir sistem.
Eğer herhangi bir şekilde; sen de ya tamam yiyorum, içiyorum sex yapıyorum, uyuyorum, bilmem ne yapıyorum falan bunların hepsi de hayvanlara ait özellikler. Yani benim insan kelimesi ile etiketlenecek yanım neresi. Ben neyim. Ben sadece yiyip içip, uyuyan ve bir süre sonra yok olacak olan bir hayvan mıyım sorusunu düşünmeye başlarsan işte bu ikinci beyin sende sultasını sürerken, hükümranlığını sürerken kaçamak olarak, gizli de saklı da kendini araştırma kapısını açar.
Bunun için de burada sana yol gösterici iki yol var. Ya sana bunun ötesini, anlatan bir takım zevata inanacaksın, inanmak zorundasın, çünkü bunun herhangi bir materyal olarak önüne getirilip konması, üstünde çalışman mümkün değil, soyut bir kavram. Ya da eğer 21. yy. başlarında dünyaya gelmişsen o zamanda bilimsel, kesin tespit edilmiş realitelere dayalı olarak düşünüp sorgulamaya başlayacaksın.
Kaynak; Ahmed Hulusi. Kuantum potansiyeli video



