27 Nisan 2008 Pazar

SEVGİYİ YAŞAMAK

Yaşamında sevgiyi aramamış bir varlık olduğunu düşünemiyorum. Çünkü yaşamın kendisidir sevgi. Sadece onu tanımakta zorlananlar, Kendi düşünceleri doğrultusunda olduğunu sananlar, sevgi her isteğimi yerine getiren kişiye duyduğum histir diyenler vardır. Bu nedenle sevgi iki bölümde incelenmesinde yarar vardır.
1 - Sevgiyi sadece dilinde kullanan edebiyatı ile tanıyanlar,
2 - Sevgiyi gerçekten tanıyıp onu gönlünde duyanlar.
Sevgi konusunda daha önce de yazdığım için tarifi konusunu kısa keseceğim. Sevgi, sevilen varlığa teslim olmak, onun isteklerini karşılık beklemeden yerine getirmek, her an onunla olmak arzusu duymaktır. Hoşlanmakla çok karıştırıldığı için genellikle hoşlanılan beğenilen varlığa duyulan his zannedilir. Halbuki bir şeyden hoşlandığınızda. Beğendiğinizde ona sahip olmak istersiniz. Halbuki sevgide kendi benliğinizi, kendi isteğinizle sevdiğinize teslim edersiniz. Onun için yaşarsınız adeta. Sevdiğiniz mutlu olduğunda, sizde mutlu olup, incindiğinde mutsuz olursunuz, Gerçek sevgide artık siz yok olursunuz. İşte sevgi böyle bir şeydir.
İnsanlık tarihi boyunca düşünce adamları hep sevgiyi tanıtmaya, sevgiyi öğretmeye çalışmışlar. Lakin çok kişide her şeyde olduğu gibi sevgi kavramını da kendi çıkarları doğrultusunda kullanmışlar. Günümüzde ise nesli tükenmiş canlı gibi sevginin edebiyatıyla yetinip, beğenmeyi hoşlanmayı sevgi zannederek çoğu kez "sevdiğimize" kızıyoruz.
Bir hikaye okumuştum. Aklımda kaldığı kadarıyla anlatmaya çalışayım. Gönül ehli birine sevgiyi sormuşlar. Sevginin sözünü edenlerle, sevgiyi yaşayanlar arasında ne fark vardır diye. O da; "Göstereyim" demiş.
Özel bir sofra kurulmuş. Sevgiyi sadece dilinde olduğunu düşündüğü kişileri davet etmiş. Çorbalar konmuş. Yalnız kaşıklar kişinin ağzına götürebileceğinden büyükmüş. Tek şartta kaşığın sapının ucundan tutarak yenmesi gerekli imiş. Kaşığın ucundan tuttuklarında ise kaşık, ağızlarına götürebileceklerinden çok büyükmüş. Sofradakiler bin bir türlü pozisyon deneyerek doğru dürüst çorbayı içemeden sofradan aç kalkmışlar. Onlar gidince sevgiyi gönülden yaşayanları, gönül gözüyle tanıyarak seçip, sofraya buyur etmiş. Aynı şartı onlara da bildirmişler. Son gelenler kaşığı tarif edildiği şekilde tutup karşısındaki arkadaşının yemesini sağlayarak hepsi de karınlarını doyurup, şükredip kalkmışlar.
İşte o zaman bu düzeni hazırlayan gönül adamı; kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini, arkadaşını düşünür ve önce onun doymasını sağlarsa, kendisi de kardeşi ya da arkadaşı tarafından doyurulacaktır. Diyerek asıl sevginin ve onu yaşamanın püf noktasını örnekle anlatmış.
Zamanımızda bizler ise sevginin gerçek anlamını bilmediğimiz için çoğu kez "Ha şu komşunun kızı sevgimi?" diyerek birde espri yapabiliyoruz. Ne kadar acı değil mi?
Herkesin sevgiyi tanıması ve yaşaması dileği ile her şey gönlünüzce olsun.