7 Ocak 2011 Cuma

OSMANLIDA YAŞAM - 8 -

Günümüzde ütopya olarak görülen bir yaşam şeklini, çok değil birkaç yüzyıl önce fiilen yaşandığını biliyor muydunuz. Bu yaşam şekli Osmanlı döneminde yaşandı. Belki hala kırıntıları vardır, bilemiyorum. Osmanlı da yaşam konusunda araştırmacı yazar dostum Canmehmet küçük bir araştırma yapmış, bu bile insana, özlem dolu bir iç çektirmeye yetti. Bu yazı serisinde onun bu araştırmasını paylaşmak istiyorum. Kendisine tekrar teşekkür ediyorum.


OSMANLI EVİNDE GÖNÜLK İNSANI



Araştırmalara göre, her yedi kişiden biri depresyon ya da panik atak hastası… Gençler arasında yorgunluk ve umutsuzluk hâd safhada; kimse geleceğinden emin değil… Yani toplumun genç ve yaşlı nüfusuna genel bir bıkkınlık hâkim!

Genelde umutsuzluk inançsızlığın çocuğudur. Bizim toplumun büyük çoğunluğu elhamdülillah Müslüman! Buna rağmen nedir bu bıkkınlık, küskünlük, umutsuzluk ve teslimiyet?

Cevabı bulmak için geçmişimize bakmak gerekiyor. Zira bu-gün olup bitenlerin kökeni geçmiştedir. Zaten bu yüzden tarih bir “mihenk taşı” işlevi görür.

Uzmanlara göre, insan karakterini şekillendiren birkaç unsur var:
Bunlardan birincisi aile, ikincisi eğitim, üçüncüsü çevre, dördüncüsü muhit ve mekândır.

Diğerleri bir yana, sadece şu ”Osmanlı evi”ni ve “Osmanlı Mahallesi”ni bir ölçüde hayata geçirebilsek, eminim çok şey değişecek. Çünkü hayat mekâna ve muhite göre şekillenir.

Eskiden “mahalle” dediğimiz sistemli muhitlerde ahşap, ferah büyük aileye mahsus, yüksek tavanlı evlerde otururduk. Mahalle, “imam”ın başkanlığında oluşturulan “ak saçlılar” (biri-kimli yaşlılar) tarafından denetlenir, sorunlar çıkar çıkmaz çözülür, komşular birbirlerine güvenirdi.

Evler kıbleye dönük inşa edilirdi. Osmanlı insanının çoğunun’ kıble yürekli” olmasının hikmeti, belki de evlerini kıbleye dönük inşa etmeleriydi. Cephesi kıbleye dönük evlerde yaşayanların yürek pusulaları da kıbleyi gösterirdi.

Ortada mahalle mescidi. Mescidin yanında bir eğitim kurumu (eğitimsiz Müslümanlığın yarım kalacağı inancından beslenen bu kurumlar mahallenin olmazsa olmaz varlıklarıydı), mahallelinin uğrayıp dertleşeceğin cumbalı, bahçeli ahşap evler.

Osmanlı evlerinin giriş kapılan bile Osmanlı’nın başkalarını düşünen ve tanısın tanımasın, dara düşen herkese yardım ulaştırmayı amaçlayan “infak: paylaşma, bölüşme” ahlâkının bir yansımasıydı…


‘Osmanlı evi”ni ve “Osmanlı mahallesi’ in bir ölçüde hayata geçirebilsek çok şey değişecektir.

“Yardım” aşkıyla, giriş kapısının üstünü geniş bir örtü koyarlardı… Bu tam anlamıyla “yardım aşkına” yapılan bir uygulamaydı. Çünkü bu örtüden ev sahiplerinden çok, yağmurdan ve Güneşten korunmak isteyen yorgun insanlar yararlanırlardı.

Caddeden gelip geçenler bu örtü altına sığınıp doludizgin yağmurdan, ya da yakıcı güneşten korunurlar, sonra da ev sahiplerine dualar ederek giderlerdi.

Bazen ev sahipleri, kendi saçak altlarına sığınanları “Tanrımisafiri” sayar, içeri buyur eder, karnını da doyurduktan sonra salardı. Tek cümle ile Osmanlı’da hayat “muavenet”ti (yardımlaşma).


Yaralı göçmen kuşlara evlerinin saçak altında “kuş evi” yapmayı akıl eden yardım ahlâkı, elbette hayatın özü ve özeti olan insana karşı böylesine mehabetli, aşk yüklü, sevda dolu bir yaklaşım sergileyecekti.



Devam Edecek.